GAZİ ATATÜRK “MİLLETİMİZ, DİN VE DİL GİBİ KUVVETLİ İKİ FAZİLETE MALİKTİR DİYOR…”

“Gazi’yi tanır mısın baba!?”

0

“Oğlum, Namazını Kıl Dedi” Gazi Paşa!  Samimi dindarlık karakteri, adeta çeliğe verilen hayat suyu gibi Gazi’nin bağımsızlık ve mertlik karakteriyle bütünleşmiştir. Atatürk’ün bu çelik karakteri, Türkiye Cumhuriyeti devletinin karakteri ve Onun değişmez ilkeleri olmuştur…

Nitekim diyor ki Atatürk:

“MİLLETİMİZ, DİN ve DİL gibi kuvvetli iki fazilete maliktir. Bu faziletleri hiçbir kuvvet, milletimizin kalb ve vicdanından çekip alamamıştır ve alamaz” (Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, sf. 142, Ankara-1999).

Atatürk’ün sofrası sohbet, ilim, irfan, ibadet, sanat ve devrim meclisiydi. Sofraları da Gazi’nin yukarıda değindiğim karakterleriyle şekilleniyordu…

1932’de, bir sohbette, söz TÜRKLER ve MÜSLÜMANLIK etrafında ilerlerken; Reşit Galip, “EFENDİM, TÜRKLERİN MİLLÎ DİNİ ŞAMANLIKTIR. ŞAMAN DİNİNİN BÜTÜN DUALARI TÜRKÇE’DİR” diyecek oldu.

Gazi Atatürk, şimşek çakar gibi öyle tersledi ki…

‘AHMAK!’ dedi ve şöyle devam etti:

“TÜRK’ÜN MİLLÎ DİNİ MÜSLÜMANLIKTIR. MÜSLÜMANLIĞI TÜRKLER YAYMIŞLAR VE BUNU TÜRKLER KENDİLERİNE GÖRE EN GENİŞ MANASIYLA ANLAMIŞLAR VE DE BENİMSEMİŞLERDİR.

ANCAK SOFTALARIN SOYSUZLAŞMIŞ KAFASI MÜSLÜMANLIĞI BİR TÜRLÜ TÜRK’ÜN MİLLÎ DİNİ OLARAK GÖRMEMİŞTİR.

MÜSLÜMANLIĞA, TÜRK MİLLETİ ÖNÜNDE LAZIM OLAN MÂNAYI VERMEK GEREKİR” (Yaşar Gürsoy, Atatürk ve Berberi, s. 209, Ankara 1972; Eski Bir Atatürkçü (Münir Hayri Egeli), Bilinmeyen Atatürk’ten Hatıralar: Atatürk ve Din, Millet, 9 Ekim 1949, CIV, Sene II, Sayı 4).

Atatürk’ün evladı gibi sevdiği, okuttuğu ve bir yıl kadar Trabzon Lisesi’nde Fransızca öğretmenliği yapan heykeltıraş Münir Hayri Egeli, başından geçen şu olayı naklediyor:

“ATATÜRK İÇİN DİNSİZ DİYENLER OLDU. Bunu bir moda imiş gibi yayanlar vardı. Fakat hakikat hiç de böyle değildi. ATATÜRK YOBAZ ALEYHTARI İDİ. Size başımdan geçen bir vak’ayı naklederek başlayayım:

Bir gün Necip Ali, O’na:

– Efendim, Münir Hayri namaz kılar, dedi.

En yakın bir dostumun beni bu şekilde takdim ettiğini gören beni sevmeyenlerin yürekleri sevinçten ağızlarına geldi. Şimdi koğulacağıma hükmederek gülüştüler.

Atatürk’le aramızda şu konuşma geçti:

– Sahi mi?

– Evet, Paşam.

– Niçin namaz kılıyorsun?

– Namaz kılınca içimde bir huzur ve sükûn hissederim.

Atatürk, demin gülenlere döndü:

– Batmak üzere olan bir gemide bulunsanız ve batmak tehlikesinde olsanız, hiçbir ümidiniz kalmasa, ne diye haykırırsınız?! Herhalde, yetiş Gazi, demezsiniz; Allah, dersiniz. Bundan tabii ne olabilir.

Sonra bana döndü:

– Oğlum, dünyadaki işlerine zarar getirmemek şartıyla namazını kıl, ama heykel de yap, resim de… (Münir Hayri Egeli, Atatürk’ten Bilinmeyen Hatıralar, s. 72-73, İstanbul 1959, 2. Baskı)

Yaveri Salih Bozok’un naklettiği samimiyet örneği de bir başka güzel:

Bir gün Çankaya civarında bir köylü evine gitmiştik. Girdiğimiz kulübede, ihtiyar bir köylü ile karısı oturuyordu. Bize ikram ettikleri kahveleri içerken Atatürk, köylü ile konuşmamı söyledi. Ben bu emre itaat için ak sakallı köylüye ilk aklıma gelen suali sordum:

“Gazi’yi tanır mısın baba!?”

İhtiyar beni, saçma sapan bir sual sormuşum gibi alaycı bir şekilde süzdü:

“Gazi’yi tanımayan mı var!?” dedi ve ilave etti: “Ben görmedim ama her hafta Hacı Bayram Veli Camii’nde Cuma Namazı kılarmış. Ta göbeğine kadar sakalları varmış. Melek gibi nurlu yüzü, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) gibi mübarek bir ihtiyarmış!”

Gülmemi güç tutarak, Atatürk’ün sakalsız ve genç yüzüne baktım. O, kaşlarını kaldırarak kendini tanıtmamamı emretti. Dışarı çıktığımız zaman da güldü ve:

“Varsın, o da öyle bilsin… Hakikati öğrenmek belki biçarenin hayalini yıkar, onun hayalindeki şirin sakallıyı öldürüp sevgisini kaybetmekte ne mana var?” (Atatürk’ten Anekdotlar, s. 103-104, Genelkurmay ATASE Başkanlığı Yay., Ankara; Kemal Arıburnu, Atatürk, Anekdotlar-Anılar, s. 13-14, Ankara 1960)

Devlet ve millet topyekun Türkiye’nin bugün bu imana, bu dindarlığa, bu samimiyete ve bu birliğe çok ihtiyacı vardır… Atatürk gibi düşünen insanlarımıza acil olarak çok ihtiyacımız vardır…

YAZAR: Orhan ORGARUN

Cevap bırakın

ssd vds
ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds