OĞLUM! GENELGEYLE DEVRİM OLMAZ!

SİZ DAHA DEVRİMİ YAYMAMIŞSINIZ!

0

Gazi Mustafa Kemâl Atatürk Anlatıyor.. Milletvekili Ayrıcalığını Hiç Beğenmedim (Kılıç Ali duyduklarını Anlatıyor); Gazi Atatürk bir sabah Florya’dan Dolmabahçe Sarayına dönüyor. Yeşilköy istasyonunun önünden geçerken birdenbire otomobili durdurtuyor ve yanındaki başyaver’e “Sorunuz, tren var mı?” diye emir veriyor. O sırada tren hemen hareket etmek üzeredir, hep birlikte otomobilden inip yanındakilerle trene biniyor.  Karar ani verildiği ve tatbik edildiği için bu trene biniş hemen kimsenin nazari dikkatini çekmiyor. Bir müddet sonra, her şeyden habersiz olan kondüktör Atatürk’ün bulunduğu kompartımana geliyor. Kafileyi görünce çekilmek istiyor. Atatürk hemen seslenerek şöyle diyor:

– Vazifeni yap! Bu efendilere niçin bilet sormuyorsun?

Yanındakiler cevap verirler.

– Paşam biz mebusuz. Tren bileti almayız. Parasız seyahat ederiz.

Atatürk hayretle bakar ve şöyle der:

– Bu imtiyazı hiç beğenmedim. Çok ayıp ve acayip bir kaide.

ÇOK GÜZEL HALKÇILIK!

İzmir Suikastı.. Genelgeyle Devrim Olmaz..

Ve yine (Kılıç Ali Anlatıyor);

1924 yılının ilkbaharıydı, Erzurum ve Pasinler’de depremde birçok köyün evleri yıkılmıştı. Zarar gören halkla görüşmek için Pasinler’e gelen Atatürk, halkın içinden ihtiyar bir köylüyü çağırır:

– Depremden çok zarar gördün mü, baba?, diye sordu Atatürk ihtiyarın şüphesini görünce tekrar soruyu tekrarlar:

– Hükûmet sana kaç lira verse, zararını karşılayabilirsin?

İhtiyar, Kürt şivesiyle:

Valle Padişah bilir! dedi.

– Atatürk gülümsedi. Yumuşak bir sesle:

– Baba, padişah yok; onları siz kaldırmadınız mı? Söyle bakalım zararın ne?

İhtiyar tekrar etti:

Padişah bilir!

– Bu cevap karşısında kaşları çatılan Atatürk, Kaymakam’a döndü:

– SİZ DAHA DEVRİMİ YAYMAMIŞSINIZ! dedi.

Bu sırada görevini başarmış insanlara özgü ağır başlılıkla ortaya atılan tahrirat kâtibi şöyle dedi:

Köylere genelge yolladık, Paşam.

– Atatürk’ün fırtınalı yüzü, bu cevap karşısında daha da çok kırıştı:

– “OĞLUM! GENELGEYLE DEVRİM OLAMAZ!”

İzmir Suikastı, (Atatürk Anlatıyor)..

– Ziya Hurşit’in beni öldürmeye memur ettiği iki zavallı vardı. Sorguları yapıldıktan sonra bunların birini yanıma çağırdım. Odada kimse yoktu. Kendisine sordum:

– Sen Atatürk’ü öldürecekmişsin, öyle mi?

– Evet, dedi. Ben yine sordum:

– Atatürk ne yapmıştı ki onu öldürecektin?

– Fena bir adanmış, O, Memlekete çok fenalık yapmış. Sonra bize onu öldürtmek için para da vereceklerdi.

– Sen Mustafa Kemal’i tanıyor musun?

– Hayır.

– O halde tanımadığın bir adamı nasıl öldürecektin?

– Geçerken işaret edecekler, Mustafa Kemal işte budur, diyeceklerdi. Biz de öldürecektik.

O zaman cebimdeki tabancayı çıkararak kendisine uzattım:

– Mustafa Kemal benim, haydi al eline tabancayı, öldür, dedim.

Ziya Hurşit benden bu karşılığı alınca yıldırımla vurulmuş gibi oldu. Bir süre şaşkın şaşkın yüzüme baktıktan sonra diz üstü kapanarak hüngür hüngür ağlamaya başladı. (*) (Yahya Galip Kargı, Yücel Dergisi, 1948)

Hakiki İnsan (Falih Rıfkı Atay Anlatıyor)..

Atatürk, muhtelif vesilelerle maiyetinde çalışan kimselerin samimiyet ve sadakatlerini imtihan etmesini gayet iyi bilirdi. İnsanların halet-i ruhiyesini, niyet ve emellerini teşhis ve temyiz etmekte şelaleler saçan bir zekâya malikti.

O büyük insan, bir gece Çankaya köşkündeki bir ziyafette devrin vekillerinden maruf (bilinen, meşhur, tanınmış herkesin bildiği.) bir zata şöyle bir sual sorar:

– Beni hakikaten sever misiniz?

Muhatabı hemen cevabı yapıştırır:

Sevmek ne kelime atam, taparım!

– Peki her dediğimi de yapar mısınız?

Derhal.

– Atatürk, bu söz üzerine belinden tabancasını çıkarır ona uzatır.

– Öyleyse, al tabancamı, sık kafana.

Aman, Atam. Herhalde benimle şaka ediyorsunuz. Benim ölmemi istemezsiniz.

Meseleyi anlayan Atatürk, yeleleri kabaran bir aslan mehabetiyle (Şan ve heybet sahibi birini görmekten meydana gelen çekinme ve saygı duygusu.) dışarıda hizmet eden askeri yanına çağırıp aynı sualleri sorup, cevabını aldıktan sonra. Karşısında Toroslardan kopmuş bir kaya parçası gibi duran bu bağrı yanık Anadolu çocuğuna tabancasını uzatıp kafasına sıkmasını emreder.

Aslan Mehmetçik, bu emri bile tereddûdsüz yerine getirir, fakat kendisine bir şey olmaz. Çünkü, Atatürk daha önce tabancadaki merminin kurşunlarını çıkartmıştır.

Atatürk yanındakilere şöyle der:

– BENİ VE VATANI SEVEN HAKİKİ İNSANI GÖRDÜNÜZ MÜ?

(*) (Atatürk’ün Nükteleri – Fıkraları – Hatıraları, sf. 17)

YAZAR: Orhan ORGARUN

Cevap bırakın

ssd vds
ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds ssd vds

Notice: ob_end_flush(): failed to send buffer of zlib output compression (1) in /home2/misyxx20/public_html/wp-includes/functions.php on line 4673

Notice: ob_end_flush(): failed to send buffer of zlib output compression (1) in /home2/misyxx20/public_html/wp-includes/functions.php on line 4673

Notice: ob_end_flush(): failed to send buffer of zlib output compression (1) in /home2/misyxx20/public_html/wp-content/plugins/really-simple-ssl/class-mixed-content-fixer.php on line 110